BLOG

Ücretsiz İçerik - Bilgilendirici Yazılarımız

PSİKOLOJİK SORUNLARIMIZIN EN ÖNEMLİ NEDENİ: TRAVMALAR

“Acı geçer ama acı çekmiş olduğumuz gerçeği hep bizimle kalır.” Leon Bloy

Pek çok insan hayatında travmatik bir olay geçirmiştir. Bu, bir çocuğun bisikletten düşmesi, araba kazası, sevdiğiniz birinin hayatını kaybetmesi, bir çatışma ya da savaşa katılmak, taciz ya da istismara uğramak olabilir. Bunların yanında önemsiz ya da normal karşıladığınız pek çok olay da farkında olmadan sizi travmatize etmiş olabilir.

Araştırmalara göre küçük ya da büyük herkes travma yaşar. Travmatik bir olay karşısında çeşitli tepkiler veririz. Bu tepkiler engellendiğinde ise tüm hayatımızı etkileyecek semptomlar gösteririz. Yaşadığınız psikolojik ya da fiziksel sorunların temelinde bu travmalar yatıyor olabilir.

Örneğin, bir araba kazası yaşadıktan sonra yoğunlaşan kaygıyla hayatınız kısıtlanabilir, tekrar araba kullanmak istemeyebilirsiniz. Hatta bazen bu kaygı evden çıkmamanıza neden olabilir. Özellikle çocuklarda bir doktor muayenesi sonucunda travma oluşması, çocuğun daha sonra doktor, hemşire ya da hastanelere gitmek istememesi durumu sıkça görülmektedir.

Genellikle travmatik bir olay yaşandığında bir dönüşüm gerçekleşir. Eğer sağlıklı bir dönüşüm gerçekleşirse birey, eskisinde daha güçlü bir konuma gelebilir. Fakat travma iyileştirilemezse birey bunun yükünü hayatı boyunca taşır ve travmanın kurbanı olur. Hayatımızın doğasında olan bu olguyla nasıl baş edeceğimiz ise kendi tercihimiz.

Travma Yaşamın Doğasında Var

Travmayı anlayabilmek için sadece insanlara değil doğal yaşama da bakmak gerekir. Çünkü insanlar gibi hayvanlar da travmatik olaylara maruz kalabilir. Örneğin bir geyik belgeseli izlediğinizi düşünün. Bir alanda otlamakta olan geyik her an bir aslanın yemeği olabilir. Bu travmatik olay karşısında geyik kaçabilir, karşı saldırıya geçebilir ya da donma tepkisi gösterebilir.

Bu tepkilerin herhangi birinde başarılı olup hayatta kalırsa yaşamına kaldığı yerden devam eder. Sonrasında kaygı bozukluğu, panik atak ya da çeşitli fiziksel ağrılar göstermez. Çünkü tehlike anında ortaya çıkan enerjiyi boşaltmış, hayatta kalmıştır.

Tehlike Anında Verdiğimiz Tepkiler

Tehlike anında insanlar da hayvanlarla aynı süreçlerden geçer ve hayatta kalmamız için sinir sistemimizde enerji açığa çıkar. Kaçma ya da savunma tepkileri vererek bu enerjiyi atabiliriz. Fakat diğer iki seçeneğin mümkün olmadığı durumlarda üçüncü bir tepki açığa çıkar: donma tepkisi.

Karşılaştığımız duruma kayıtsız kalarak (bir nevi ölü taklidi yaparak) o olayı aşmaya çalışırız. Böyle durumlarda sinir sistemimizdeki enerji boşaltılamaz ve açığa çıkmayı bekler. Bu bekleyiş yıllar sürebilir ve birey hazır olduğunda açığa çıkar.

Bir savaştan sonra eve dönen asker, savaş sırasında ya da hemen sonrasında bir tepki vermeyebilir. Fakat eve döndükten bir süre sonra kabuslar görmeye başlayabilir, ortada bir tehlike olmamasına rağmen sürekli tetikte hissedebilir. Savaşın getirdiği travma o sırada değil daha sonra çeşitli semptomlarla kendisini gösterebilir.

Hayvanlardan farklı olarak insan beyni daha gelişmiş ve karmaşık bir yapıdadır. Bu nedenle tehlike anında içgüdüsel dürtülerimizi kullanmakta zorlanabiliriz. Bunun yanında travmayı iyileştirmek için de aynı karmaşık zihin bize yardımcı olur.

Travmanın Kökleri

Travmatik bir olay yaşamamız hayatın doğasında olduğu gibi bu olay sonrasında iyileşme süreci de doğada var. Yani tehlikeli bir olaydan sonra doğamız gereği iyileşme sürecine gireriz. Olurda bu doğal süreç bir engelle karşılaşırsa travmatik semptomlar ortaya çıkar.

İyileşme sürecinde zihnimize ve bedenimize odaklanmalıyız. Çünkü tıpkı bir yaranın iyileşmesi için vücudumuzu doğal akışına bırakmamız gerektiği gibi travma karşısında da bedenimizin ve zihnimizin kendini onarmasına izin vermemiz gerekir.

Farklı Bir Bakış                                 

Travma aslında bizler için bir ceza değildir. Sinir sistemimiz gelişmek için tehlikeyle karşı karşıya kalma ve bu mücadeleyi başarıyla atlatma ihtiyacı duyar. Bu mücadele başarıyla sonuçlanırsa potansiyelimizi fark ederek öncekinden daha ileri bir düzeye ulaşmış oluruz. Sağlıksız bir mücadele ise bizleri travmatik semptomlara sürükler.

Travma semptomları yıllar sonra ortaya çıkabilir. Bu uyku sürecinin ne kadar süreceğini bilemeyiz. Semptomlar açığa çıktığında ise bunu kendimize ve çevremizdekilere açıklamakta zorlanabiliriz. Bizi anlamayacaklarını, yargılayacaklarını düşünebiliriz.

Bazen öyle deneyimler yaşarız ki hissettiklerimizi kelimelerle ifade edemeyiz. Anlaşılmamız için anlattığımız kişinin orada olması gerektiğini hatta benzer deneyime sahip olması gerektiğini düşünürüz.

Travma semptomları yoğun bir şekilde kendini gösterdiği zaman korkabilir ya da bunları bastırma eğiliminde olabiliriz. Kişi kendi isteğiyle ya da toplumun verdiği tepkilerle inkar mekanizmasına baş vurabilir.

Toplumumuzda yaygın bir biçimde travmayı bastırma eğilimi gösterilir.  Çevremizden ‘’Toparlanman gerekiyor. Yaşadıklarını unutmalısın. Hayat devam ediyor, bunu aşman gerekli.’’ şeklinde cümleler duyarız. Oysa travmayı bastırmanın bizlere ne kadar zarar verdiği göz önünde bulundurulduğunda tüm yaşananları bir kenara bırakmak oldukça zorlaşıyor. Bu gibi durumlarda bir klinik psikolog, psikolog ya da psikolojik danışmandan destek alabilirsiniz.

Nasıl Travmatize Oluruz?

Yaşadığınız tehlikeli olayın nasıl gerçekleştiği, ne derece tehlikeli olduğu, ne sıklıkta meydana geldiği bu olay karşısında vereceğiniz tepkileri etkiler. Olay sırasında çevrenizden nasıl bir destek aldığınız, kişisel özellikleriniz, önceden kazandığınız beceriler, olayı nasıl algıladığınız da vereceğiniz tepkinin değişmesine neden olur.

Daha önce benzer bir durumla başa çıktıysanız, çevrenizde bu tehlikeyi atlatabileceğiniz bir kaynak varsa (örneğin güvenli bir ev, sığınak) ya da kendinizde bu olayla baş edebilecek gücü görebiliyorsanız farklı tepkiler verirsiniz.

Bir araba kazası geçirdikten sonra kişinin ailesinin suçlayıcı değil korumacı bir tutum sergilemesi, bir taciz anında kişinin kendini koruyabileceği bir eve sığınması, bir köpek saldırısında kişinin daha önce benzer bir deneyime sahip olması olaya karşı vereceği tepkilerin ve sonrasında göstereceği travmatik semptomların değişmesine neden olur.

Travma Yaratabilecek Durumlar

Eskiden yaşanmış birçok travmatik olay daha sonra çeşitli tepkilerle gün yüzüne çıkabilir. Şu an yaşadığınız bir kaygı bozukluğunun temeli küçük yaşlarda yaşadığınız bir olaya dayanıyor olabilir. Doğum öncesinde ya da sırasında, akraba kaybına bağlı olarak, hastalık, zehirlenme, bir kaza geçirmekten dolayı travma oluşabilir.

Şiddet görmek ya da şiddete şahit olmak, doğal afetler, ameliyatlar travmaya neden olabilir. Küçük yaşlardaki çocukların bacaklarının ya da gövdelerinin alçıya alınması sebebiyle uzun süre hareketsiz kalmaları da travma yaratabilir. Özellikle ameliyat müdahalelerinin travmatik etkileri olduğu yoğun olarak gözlenmekte.

Toplumlarda Travma Müdahaleleri

Geçmişten günümüze travma hayatımızda kendini göstermekte. İlkel kabileler bir kabile üyesi travma yaşadığında bunu kişinin değil kabilenin sorunu olarak görmüşlerdir. İyileşme sürecinde üyenin yanında olarak hep birlikte iyileşmeye odaklanmışlardır. Travmatik bir durumla karşılaşan üye çeşitli törenlerle ve kabile üyelerinin desteği ile iyileşme sürecine girmektedir.

Bu anlayış bizlere travmayı iyileştirmede toplum desteğinin ne kadar önemli bir yere sahip olduğunu göstermektedir. Söz konusu iyileşme sürecine girdiğimizde bizler de bulunduğumuz toplumun desteğinden yaralanabiliriz.

Modern kültürlerde her ne kadar travmayı bastırmak ve yola devam etmek gerektiği algısı oluşturulsa da gerçek güç travmayı inkar etmeden kabul etme cesaretine sahip olmaktır.

İyileşme Süreci

Travmanın üstesinden gelmek için travmatik olayla doğrudan yüzleşmek yerine onun bizde bıraktığı hislere odaklanmalıyız. Bu konuda bedenimizin bizlere birçok mesajı olabilir. Bedenimizin bize ne anlattığını çözmek için onu dinlemeliyiz. Böylelikle travmatik olaylar sonucunda oluşan bedenimizdeki enerjiyi serbest bırakabilir, travmanın yüklerinden kurtulabiliriz.

Duyusal Algınızı Keşfedin

Travmayı dönüştürürken duyusal algıdan yararlanmak mümkün. Duyusal algı bir durum, kişi ya da olay karşısındaki bedensel farkındalığımızdır. Bir durum, kişi ya da olay karşısında bedeninizde ortaya çıkan hislerdir. Duyusal algı parçaların oluşturduğu bütünden daha fazladır. Örneğin bir orkestrayı dinlerken tek tek müzik aletlerine odaklandığınızda değil bir bütün olarak dinlediğinizde müziğin keyfine varırsınız. Bunun gibi duyusal algı da bir bütün olarak değerlendirilmelidir.

Travmayı iyileştirmede aracı olan duyusal algınızı geliştirmek için çeşitli egzersizler yapabilirsiniz. Örneğin bir fotoğraf albümünü karıştırabilir, gördüğününüz fotoğrafların size hissettirdiklerine odaklanabilirsiniz. Fotoğrafı gördüğünde bedeniniz size ne söylüyor? Sadece bedeninizi dinleyerek duyusal algınızın gelişmesi için çabalayabilirsiniz.

İçsel duyumsamalar farkındalığı sayesinde enerji akışı gerçekleşir. Bu şekilde rahatlama sağlanır. Kendinizi anlamak için duyusal algıdan yararlanabilirsiniz.

Doğadaki İyileşme Süreci

İnsan, tüm canlılar içinde travma sonrasında uzun süreli tepkiler veren tek türdür. Travmayı iyileştirebilmemiz için diğer canlıların bununla nasıl başa çıktıklarını gözlemlememiz gerekir. Diğer canlılar için tehlikeli durumlar ve bunlardan kurtulmak yaşamın bir parçasıdır. Hayatta kalmak için duyusal algıyı kullanmak zorundadırlar. Çevrelerindeki olası bir yeniliği fark etmek için tetikte olmalıdırlar. Bu deneyime yönelme tepkisi denir.

Biz insanlar doğadan yani içsel duyumsamalarımızdan uzaklaştıkça iyileşme süreci daha uzun bir hal almakta. Bizler de yönelme tepkisi ile olası bir tehlikeyi sezebilir, tetikte olabilir, merak duyabiliriz. Bunlar tehlike karşısında kendimizi koruyabilmemiz için gereklidir. Travmatize olmuş kişilerde yönelme tepkisinin getirdiği farkındalık azalmış olur.

Donma Tepkisi

Tehlikeli bir durum karşısında kaçmak ya da savaşmak mümkün değilse donma tepkisi veririz. Bu şekilde açığa çıkan enerji boşaltılmaz daha sonra tekrar ortaya çıkmak için sinir sisteminde hapsolur. Bu durumda engellenmiş olan savaşma tepkisi yerini öfke duygusuna, engellenen kaçma tepkisi ise yerini çaresizlik duygusuna bırakır.

İnsan beyni diğer canlılara göre daha gelişmiş olduğunda bu karmaşık düşünce sistemi ilkel içgüdülerimizin bizi iyileştirmesini engelleyebiliyor. Bu yoğun enerji dışarı çıktığında ise aşırı tepkiler vermemiz kaçınılmaz oluyor. Bazen de içinde kaldığımız donma tepkisi bize güvenli gelerek içinden çıkılmaz bir hal alabiliyor. Bu şekilde boşaltılamayan enerji büyüyerek biz farkında olmadan bizi çıkmaza sürüklüyor.

Sonuç olarak donma tepkisi de diğer tepkiler gibi bizi koruyucu güçte ve işlevde olmakla birlikte daha sonra enerjimizi boşaltmadığımız takdirde iyileştirici gücünün yerini yıpratıcı bir güce bırakıyor.

Duyguların Analizi

Travmadan kurtulurken donmuş enerji tekrar gün yüzüne çıktığından bu yoğun enerji karşısında öfke ve dehşete kapılmak mümkün. Geçmişte tacize uğramış bir kişi donma tepkisi geçtiğinde (yıllar sonra da geçebilir) karşılaştığı enerji karşısında yoğun öfke ve saldırganlık dürtülerine kapılabilir. Fakat bunun bir süreç olduğu, aşama aşama yol alınacağı unutulmamalı. Bu sürecin sonunda gerçekleşecek olan dönüşüm yeni bir gücün habercisi olacaktır.

Travmatik olaya dair hatırladıklarımız bazen bir imgenin içine gizlenmiş olabilir. Bu imgelerin altında yatan duyguları iyi analiz etmek gerekir. Böyle durumlarda zorlandığınız takdirde bir klinik psikolog, psikolog ya da psikolojik danışmandan yardım alabilirsiniz.

Yeniden Yapılandırma Süreci

Travmatik olayı zihnimizde tekrar deneyimlediğimizde duyusal algımızla birlikte yeniden yapılandırma sürecine girerek iyileşmeye olanak tanırız. Travma oluştuğunda hasar gören kaynaklarımızı bu şekilde onarabiliriz. Bu noktada ilk adım duyusal algıya olanak tanımaktır.

Zihnimizde olayı tekrar canlandırdığımızda titreme, uyuşma gibi tepkiler verebiliriz. Önemli olan bu tepkileri yargılamadan sadece bedenimizi dinlemektir. Bu deneyim biyolojik açıdan hasar gören kaynaklarımızın kendi kendini onarmasına yardımcı olacaktır.

Travmanın Özü

İnsanlar heyecan verici aktivitelere katılmaktan hoşlanır. Çünkü heyecan hayatın içinden bir duygudur ve uyarılmak bizlere yaşadığımızı hissettirir. Fakat travma yaşayan insanlar için bu uyarılma ve heyecan duygusu korkuyla neredeyse eş konumdadır. Travmayı aşamadığımız sürece bu konum değişmez dolayısıyla travmatize olmuş bir kişi için yaşamdan alınan keyif eksik kalmış olur.

Travmatize olduğumuzda çeşitli tepkiler veririz. Bunlardan ilki aşırı uyarılma tepkisi. Tehlike anında vücudumuzda oluşan yoğun enerji nedeniyle aşırı uyarılma yaşarız. Stres dönemlerinde de oluşan kalp atışının hızlanması, uyumakta güçlük çekmek, sinirlilik bu uyarılmadan kaynaklanır. Oluşan enerji daha sonra boşaltılamazsa travmatik semptomlar göstermeye başlarız.

Aşırı uyarılmaya eşlik eden diğer tepki ise bedenimizde ve algılarımızda daralmadır. Tehlike anında tüm vücudumuzun kasıldığını hissederiz. Algılarımız da daralır ve böylelikle odağımızı tehlike unsuruna verebiliriz. Daralma tepkisi sayesinde normalde cesaret edemeyeceğimiz davranışlar sergileyebiliriz.

Seyit Onbaşı’nın hikayesi daralma tepkisine örnek gösterilebilir. Savaş sırasında top mermisini taşıyarak önemli bir başarı kazanan Seyit Onbaşı, savaştan sonra fotoğrafını çekmek istediklerinde aynı top mermisini kaldıramamıştır. Çünkü tehlike anında aşırı uyarılma ve daralmayla bu başarıyı elde etmiştir.

Travmaya Eşlik Eden İki Tepki: Bölünme ve Savunmasızlık

Daralma tepkisi tehlike anında bizi koruyamadığı zaman donma ya da bölünme tepkileri veririz. Bazen ne yaptığımızın farkında olmadan davranışlar sergileriz. Fiziksel olarak o davranışı sergilesek de zihnimiz o an orada olmayabilir. Tehlikeli bir durumla baş etmek için de buna benzer bir tepki veririz. Bu tepki bölünme tepkisidir. Birey, travma sırasında sanki vücudundan ayrı, uzaktan yaşananları izliyor gibi hissedebilir. Bölünme travmanın en hassas semptomlarından biridir. Birey bölünme tepkisiyle algı bozuklukları yaşayabilir.

Travmanın dördüncü ve son tepkisi ise savunmasızlık (çaresizlik) tepkisidir. Aşırı uyarılma bizi harekete geçirirken savunmasızlık ise tam tersi şekilde hareket etmemizi engeller. Tehlikeli durumlarda ortaya çıkan enerji o kadar yoğundur ki kişi sanki felç geçirmiş gibi olur, hareket edemez ya da çığlık atamaz. Örneğin tecavüze uğrayan bazı kadınlar o an yapacak bir şey olmadığını düşünerek hissizleşir ve tepki vermeyi bırakabilir.

Tüm travma tepkileri tehdit karşısında ortaya çıkan normal tepkilerdir. Bu nedenle her zaman travma semptomları oluşturmazlar. Bu tepkiler alışkanlık haline getirilip sürdürülmeye devam edilirse travmatik semptomlara dönüşürler.

Boşaltılamayan Enerjinin Yol Açtığı Davranışlar

Tehlike karşısında ortaya çıkan enerji sağlıklı bir şekilde boşaltılırsa sinir sistemimiz normal fonksiyonlarına döner. Eğer bu enerji sağlıklı bir şekilde boşaltılamazsa vücudumuz eski haline dönmenin bir yolunu bulmaya çalışır. Bu telafi şekli ise semptomlara yol açar.

Travma sonrasında herkes farklı semptomlar gösterse de yaygın olarak görülen bazı semptomlar şöyle sıralanabilir: aşırı uyarılma ve abartılı duygusal tepkiler, gece kabusları ve gece terörü, uyuma güçlüğü, ruh halinde beklenmedik değişiklikler görülebilir.

Her birey, travma oluştuğu andaki koşullara, kişinin o andaki durumuna, travmanın yoğunluğuna göre farklı tepkiler gösterebilir.

Döngüde Sıkışıp Kalmak

Boşaltılamayan yoğun enerji bir döngü yaratır. Bu döngü travmatik olayın bizde uyandırdığı hisleri tekrar tekrar yaşamamıza neden olur. Bazı kişiler ise kaçınma davranışı geliştirerek travmatik olayın etkilerinden kurtulmak ister. Bu şekilde söz konusu enerjiyi tetikleyecek durumlardan kaçınarak hayatını kısıtlar.

Enerji canlı ve canlandırıcıdır, hayatta kalmamız için gereklidir. Travmaya neden olan olaya değil sonrasındaki semptomlar üzerinde odaklanarak iyileşme sağlanabilir. İyileşme süreci zor olsa da sonrasında bizi zenginleştiren bir dönüşüm sağlanır. Eğer bu dönüşüm sürecinde zorlanıyorsanız bir klinik psikolog, psikolog ya da psikoloji danışmandan destek alabilirsiniz.

Travma Yaşayan Birey

Travmatik bir deneyim yaşamış bireyler sürekli tetiktedir. Üstelik ortada bir tehlike de kalmamıştır. Fakat uyarılma içsel olduğu için bu hal devam eder ve sürekli bir tehlike arayışı başlayabilir. Sonuç olarak birey sürekli gergin ve sinirli olur.

Bulunamayan tehdit ve açıklanamayan gerginlik hali, paniğin kaynağını bulmaya yöneliktir. Yönelme tepkisiyle bu bilinmezlik halini açıklığa kavuşturmaya çalışırız. Fakat yönelme tepkisiyle gerçekleştirdiğimiz yeni öğrenmeleri bu yoğun panik hali engeller. Aslında karmaşık zihnimizin isteği doğrultusunda bir açıklama bulmak yerine duyusal algımıza güvenirsek iyileşme sürecini başlatabiliriz.

Travma deneyimi olan bireyler kronik savunmasızlık yaşayabilirler. Yeni bir tehdit edici durumla karşılaştıklarında savunma ya da kaçma tepkileri göstermez direkt hareketsizlik ve savunmasızlık gösterir. Bu durum onu, tekrar tekrar travma kurbanı yapar.

Geçmeyen tehdit ve uyarılma haliyle birey sürekli ve yoğun bir kaygı yaşar. Bunun yanında nedeni açıklanamayan fiziksel birçok hastalığın temelinde de travma ve stres yatar. Travma sonrasında bedenimizde hapsolan enerji fizyolojik alanlarda kendisini gösterir. Örneğin birey, hastaneye gittiğinde bir neden bulunamadığı halde kronik baş ağrıları yaşayabilir.

Bazı bireyler travma sonrasında bununla baş etmek için olayı yaşanmamış kabul eder ve inkar ederler. Hatta bazen inkar o kadar ileri düzeyde olur ki birey ona açıkça söylense dahi yaşadıklarının aslında yaşanmadığına dair ısrar eder.

Travma hayattan alınan keyiften bizleri mahrum bıraktığı gibi birçok alanda da bizleri kısıtlar. Önemli olan hayatta kurban rolünde olmak isteyip istemediğimizdir. Travma ile yüzleşmek zordur fakat travma ile yaşamak daha zordur.

Yeniden Sahneleme

Travmatik bir olay yaşadıktan sonra bilerek ya da farkında olmadan travmayı tekrarlayan durumlara çekiliriz. Fiziksel semptomlara ya da gündelik olaylara yaşadığımız travmatik olayı yansıtırız. Küçük çocuklar travma sonrasında oynadıkları oyunlarda o olayı yeniden canlandırırlar.

Doğada travmatik bir olaydan sonra tekrar onu hayalinizde yeniden sahnelerseniz farklı kaçış stratejileri oluşturabilir, bu açıdan kendinizi geliştirebilirsiniz. İnsanlar daha karmaşık bir sisteme sahip oldukları için travmayı içselleştirerek açığa çıkan enerjiyi kendilerine yöneltirler. Yeniden sahneleme ile belki de farkında olmadan travmatik olayı tekrar tekrar yaşarlar. Bunun nedeni içsel enerjinin boşaltılmamış olmasıdır.

Genellikle yeniden sahnelemede gerçekleşen olay travmatik olayın yıldönümüne denk gelir. Örneğin, bir savaşta travma yaşamış bir gazi her yıl o dönemlerde kendini tehlikeye sokacak davranışlar sergileyebilir. Bunun nedeni içinde hapsolan enerjiyi dışarı atmak için sağlıksız bir yol tercih etmesidir.

Yeniden sahnelemede daha çok ilkel dürtülerle hareket ederiz ve davranışlarımızı bilinçli yapmayız. Yaptıklarımızın farkında olmadığımız için o an geçici bir rahatlama yaşasak da travmayı tekrar tekrar yaşamanın mantıklı bir yönü yoktur.

Farkındalık Oluşturmak

Yeniden yapılandırma ise içsel deneyimimiz hakkında farkındalık geliştirerek travma sonrasında oluşan enerjiyi boşaltmak anlamına gelir. Duyusal algı ile bu farkındalığa ulaşırız.

Travma sonrasında iyileşme süreci, semptomları rahatlatmaktan çok bir dönüşüm yaşamak anlamına gelir. Oluşan enerji sinir sistemimizde, duygularımızda ve duyusal algıyla gelen farkındalığımızda değişir ve gelişerek dönüşüme uğrar.

İyileşme sürecinde duygularımız, bizi dibe çekmekten çok yukarı taşımaya başlar. Sonuç olarak dünyayı tehlikelerle karşılaşabileceğimiz fakat bu tehlikeleri aşabileceğimiz bir yer olarak görmeye başlarız.

Kısıtlayan Mı Geliştiren Mi?

Travma bizlerin hayatını birçok açıdan kısıtlayıp bizi hapsedebileceği gibi olgunlaşmamız, gelişmemiz ve kendimizde keşfetmediğimiz yönlerimizi keşfedebileceğimiz bir araca da dönüşebilir. Travmanın bu iki tarafından hangisinde bulunacağımızı ise ona verdiğimiz tepkilerle bizler belirleriz.

Travma sonrasında sinir sistemimiz kendini onarmak için bazı süreçler geliştirir. Bizler bazen bu normal akışa direnir ve istemeden de olsa iyileşme sürecine set çekebiliriz. Oysa bedenimizi kendi haline bıraksak ve bilinçli farkındalığa odaklansak dönüşüm doğal olarak gerçekleşebilir.

İyileşme sürecinde yoğun duygularla karşılaşabiliriz. Değişimin getirdiği yoğun heyecan duygusu korkuyla karıştırılabilir. Fakat dönüşüm cesaret ve kararlılık gerektirir. Bu süreçte kişi kendini dinlemeli ve tanımalıdır.

Hatırladıklarımız Yanıltıcı Olabilir

Travmatik bir olay yaşadıktan sonra zamanla o olaya dair hatırladıklarımız değişkenlik gösterebilir. Zihin o anda yaşadıklarına, olayı algılayış biçimine göre olayı farklı şekilde hatırlayabilir. Hatta bazı insanların o anda gerçekleşmemiş ayrıntıları eklediği görülmüştür. Travma yaşandığın andaki duygular o kadar yoğundur ki kişi aslında yaşanmış olayları da gerçek gibi düşünebilir. O andaki stres düzeyi ve olayı algılayış biçimine göre bu değişkenlik gösterir.

Önemli olan bireyin yaşadığı travmadan çok, travma sırasında ortaya çıkan enerjinin boşaltılmasıdır. Çünkü önceliğimiz iyileşme sürecidir. İyileşme süreci ise içsel bir süreçtir. İyileşmek için bunu istemeli ve kararlı olmalıyız. Enerjiyi boşalttıktan sonra gelen dönüşüm buna değecektir.

Toplumlarda Travma

Diğer canlılara baktığımızda kendi türüyle savaş halinde olan tek canlı türü insandır. Savaşların birçok nedeni var gibi görünse de derindeki gerçek neden toplumsal olarak yaşanılan travmaları sağlıksız bir biçimde yeniden sahnelemektir. Birbiri ardına yaşanan savaşların altında travma sonrası stres bozukluğu yatmaktadır.

Toplumda bir dönüşüm yaratmak için hepimiz iyileşme niyetinde olmalı ve bunun için adımlar atmalıyız. Kültürel travmaları dönüştürmenin anahtarı iyileşmiş nesiller yetiştirmektir. Bu nedenle çocuklarımızla kurduğumuz bağ çok önemlidir. Çocuklara güvende olduklarını hissettirdiğimizde toplumda bir dönüşüm yaşanması kaçınılmaz olacaktır.

Travma hafife alınacak bir olgu değildir. Değişim ve dönüşüm için toplum olarak istekli, kararlı ve tutkulu olmalıyız. Bu şekilde toplumu değiştirerek, yeni bir dünya yaratmak mümkün olacaktır.

Travmayı Önlemek

Bir kaza anında önceliğimiz kişinin hayati tehlikesinin olup olmadığına bakmaktır. Hayati tehlikesi ve çevrede tehlike oluşturulabilecek bir durum yoksa yanında kalarak kişiye destek olunmalı. Kişinin yanında olmanız, o anki enerjiyi boşaltmasına olanak verir.

Bazen olayın etkisiyle insanlar kazanın büyüklüğünü görmezden gelip iyi olduklarına yönelik davranış sergilerler. Eve döndükten sonra normal hayatına devam etmek, işe gitmek isteyebilirler. Kişinin kendine zaman tanıması bu noktada önemlidir. Bir süre yaşanan olaya dair sonra öfke, pişmanlık, suçluluk duyguları açığa çıkabilir. Kişi titreme üşüme gibi duyumsamalar gösterir. Enerjinin boşaltılması açısından bu iyi bir şeydir.

Olaydan sonra kişinin bu olayla ilgili his ve düşüncelerini öğrenmek gerekir. Bu yeniden yapılandırma aşamasında kişi olayı tekrar gözünde canlandırır. Kaza anında ortaya çıkan hislere benzer hislere kapılabilir. Anlatırken titremeye, yoğun duygulara kapılmaya başlayabilir. Bu noktada kişinin duyumsamaları hissetmesine olanak verilmeli, kişiye zaman tanıyıp üzerine gidilmemelidir.

Kişi sakinleşip tekrar anlatmaya hazır hale geldikten sonra olay anı ve sonrasında hissettikleri, duyumsamaları, olayı algılayış biçimi ile ilgili sorular sorulabilir. Bu soruların amacı kişide farkındalık oluşturmak ve travma ile gelen enerjiyi boşaltmasına olanak tanımaktır. Yavaş ve adım adım ilerlenmesi gereken bu süreçte zorluklar yaşanabilir. Böyle durumlarda bir uzmandan destek almak yardımcı olacaktır. Bir klinik psikolog, psikolog ya da psikolojik danışmandan yardım alabilirsiniz.

Çocuklarda Travmayı Önlemek İçin Öneriler

Çocukların olaylarla baş etme becerileri yetişkinler kadar gelişmemiştir. Haliyle bir yetişkinin kolaylıkla atlatabileceği bir durum, çocuğun gözüyle bakıldığında travma oluşturabilir.

Örneğin küçük bir doktor müdahalesi çocukta travmatik semptomların oluşmasına neden olabilir. Bu gibi durumlarda ebeveynleri çocukların yanında kalarak desteklerini hissettirmelidir. Çocuklara olabildiğince bilgi verilmeli ve mümkünse çocuk sakinleşene kadar beklenilmelidir.

Kaza ve düşme anında çocuğunuza verdiğiniz tepkilere dikkat edin. Çocuğu suçlayıcı ya da fazla endişeli ve panik bir tepki vermekten kaçının. Çocuğa verdiğiniz ilk tepki durumun travmaya yol açmasında büyük rol oynar. Çocuğun sakin kalmasını, güvende hissetmesini sağlayın.

Çocuğun olay sonrasında duygularını hissetmesine ve ifade etmesine olanak sağlayın. Nasıl hissettiğini sorun. Çocuğunuzu yargılamadan sadece dinleyin ve onu anladığınızı hissettirin. Bu süreçte sabırlı olun ve küçük adımlar atarak ilerleyin.

Yaşanılan bir olaydan sonra çocuğunuz kolayca irkilip sıçrıyor, sinir krizleri, öfke nöbetlerine giriyor, uyku sırasında kabuslar görüyor, parmak emme, alt ıslatma gibi küçük yaşlarda gösterdiği davranışları gösteriyor, aşırı kavgacı ya da utangaç tavırlar sergiliyorsa travmatize olmuş olabilir. Bu gibi durumlarda gösterdiğiniz anlayış ve ilgi işe yaramıyorsa bir klinik psikolog, psikolog ya da psikolojik danışmandan destek almanız daha iyi olacaktır.

Travmadan Arınmak

Travmatik bir olay hayatımızı tümüyle değiştirebilir. Her ne kadar normal hayatımıza geri dönmeye çalışsak da travmatik semptomlar uyku halinde gün yüzüne çıkmayı bekleyebilir. Sizin ya da çevrenizdeki insanlar için hayatı çekilmez kılabilir. Hayatınızı kısıtlayan bu olgudan kurtulabilirsiniz. Üstelik daha iyi bir dönüşüm sağlayarak. Önemli olan travma ile yaşamakla ondan arınmak arasında yaptığınız seçimdir.

Travma konusunda bir klinik psikolog, psikolojik danışman ya da psikologdan destek almaktan çekinmeyin. EMDR terapisi gibi etkililiği kanıtlanmış bir terapi ekolünü tercih eden ve EMDR eğitimi almış olan bir uzmanı tercih etmenizi öneririz.

Bir Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

ERKEN BOŞALMA SORUNU KADER DEĞİLDİR

Cinsel arzuları normal olan erkeğin isteğinden önce boşalmasına veya boşalmanın penisin vajinaya girmesinden 3.5-4 …

KARDEŞ KISKANÇLIĞI VE KARDEŞ REKABETİ İÇİN ANNE BABALARA ÖNERİLER

Kardeş sorunları, neredeyse her yüzyılda ve her ailede olmuştur. Aileler, kardeş sorunları karşısında ne yapacaklarını, …

PSİKOLOJİK SORUNLARIMIZIN EN ÖNEMLİ NEDENİ: TRAVMALAR

“Acı geçer ama acı çekmiş olduğumuz gerçeği hep bizimle kalır.” Leon Bloy Pek çok insan hayatında …